Oyun Kategorisindeki Yazılar
Oyun »
Daha önceki yazılarımızda pes 10 ( Pro Evolution Soccer 2010 ) un 22 ekimde çıkacağını yazmıştık. Oyun beklenenden 2 gün önce çıktı. Türkiye’de raflarda ye alması 22 Ekim’i bulacaktır fakat interneti kullarak zaman kaybetmeden indirebilir ve oyunun tadına bakabilirsiniz. Oyun ilk olarak Torrent sitelerinde paylaşıma sunuldu. Daha sonrasında rapidshare, storage gibi sitelere upload edilmiş. Eğer indirme linkini arıyorsanız yazının en sonundaki küçük text dosyasında bulabilirsiniz. Şimdi biraz oyun ile ilgili bilgi verelim.






Oyun Bilgileri:
Pro Evolution Soccer 2010′un görüntülerine baktığınız zaman belki pek bir fark göremeyeceksiniz. Oyunun grafiksel olarak gelişme kaydettiğini farkedemeyebilirsiniz ama resimlerden ve videolardan belli olmayan başka birşey daha var: Oynanış. Bu yazıda anlatacaklarımız Pro Evolution Soccer serisinin oynanışının nasıl değişim gösterdiği ile ilgili.
Kısaca Pes 2010 adıyla bilinen PES serisinin yeni oyunu oynanış olarak birçok değişiklik içeriyor. Tek cümle ile özetlemek gerekirse oyunun daha gerçekçi olduğunu, az da olsa Fifa’ya benzediğini ve bu nedenlerden dolayı bireysel oyunun yerini Pes 2010′da takım oyununa bıraktığını söyleyebiliriz.
Gamescom’da Almanya, Fransa, Barcelona ve Liverpool takımları arasından birini seçip, 5′er dakikalık devrelerden oluşan yaklaşık 6-7 maç oynama şansına sahip olduk. Bu süre içerisinde gözümüze çarpan en önemli değişikliklerden biri oyunun daha yavaş oynanması. Hem top, hem de oyuncular gerçeğe daha uygun olarak yavaşlamış durumda. Özellikle eski oyunlarda bazılarının hoşuna giden ama birçoğunu deli eden bir oyuncuyla orta sahadan alıp, 4-5 kişiyi çalımlayıp gol atma olayı Pes 2010′da imkansız olmuş. Birçok yetenekli oyuncu ile 2 çalımdan fazla yapan oyunda rastlamadım, bunun en önemli nedeni oyuncuların hızlarının mantıklı seviyelere gelmesi ve slalom yaparken oyuncuların çok daha ağır yön değiştirmesi.
Ayrıca daha önceki oyunlarda tarafımdan da suistimal edilen şut feyki kullanımı Pes 2010′da minimuma inecek gibi. Daha doğrusu inmek zorunda yoksa sürekli top kaybetmeye başlıyorsunuz. Oyuncular şut feykini çok daha uzun sürede yapabilirken, topu ayaklarında açıp, kaptırma durumu birçok kere yaşanabiliyor. Pes 2009′da stoperlerle bile 1 saniyede başarıyla gerçekleştirilen bu işlem Ribery gibi teknik oyuncularla bile Pes 2010′da 2 saniyeyi buluyor ve Pes 2009′da olduğu gibi şut feykinden sonra top oyuncunun kontrolü altında kalmıyor. Bilenler bilir, Pes 2009′da şut feykini dilediğiniz kadar suistimal edip rakibin üstüne gitmediğiniz müddetçe sağa ve sola topu açabiliyordunuz. Pes 2010′da ise şut feykini kale önünde çok gerekli olmadığı durumlar haricinde kullanmanız topu direk kaybetmenize yol açıyor. Mantık çerçevesinden bakarsak bu olay oyunu gerçeğe yaklaştırmak adına güzel olmuş. Sadece şut feyki değil slalom yaparak çalım atma olayını dünyada kaç oyuncunun yapabildiğini düşünürsek eğer Pes 2010′da yapılan bu değişikliğin olumlu olduğunu anlarız. Gerçek futbolda anca Messi, C.Ronaldo, Kaka gibi oyuncuların bir maçta üst üste 3 adam geçebildiğini farzedersek, Pes’te de bu durumun düzeltilmesi hoş olmuş.
Bunun dışında paslar dahil olmak üzere bütün animasyonlar gerçeğe yaklaştırılmış. Oyuncu topu ayağından çok daha ağır çıkartırken, eski oyunlardaki gibi adeta tilt oynar gibi 5 saniyede karşı kaleye gelemiyorsunuz. Bu gelişmeler sonrasında oyunda savunmanın hücuma göre avantajlı olduğunu söyleyebiliriz. Pes 2010′da çok daha az gol olacak gibi.
Hava toplarındaki değişiklik de gözümüze çarpan bir başka değişiklik. Pes 2009′da kanattan gelen herhangi bir ortada topun yakınında olan oyuncumuzla kafa vurmaya çalışırsak, top 1-2 metre yanımıza düşüyorsa oyuncu otomatik olarak kafasını uzatıp hamlesini yapabiliyordu. Pes 2010′da ise top havada iken hamle yapmak istediğiniz oyuncuyu topun tam olduğu yere getirmek zorundasınız, hiçbir şekilde otomatik olarak oraya uzatmıyor herhangi bir uvzunu. Tabi ki uçarak kafa vurmaya basarsanız, 2 metre önündeki topa uçuyor ama kafasının 2 metre üstüne gelen topa vurmak için adamı oraya getirmelisiniz. Bu durumda hava toplarının kontrol etmek çok daha zorlaşıyor ve sanıyorum ki kanatlardan gelen ortalarla gol atmak daha zor olacak.
Bunun dışında oyunda sadece 2-3 kere frikik atma şansımız oldu ve pek frikik golü atmayan biri olarak Gourcuff ile 29 metreden bir gol attım. Frikiklerin daha mı kolay daha mı zor olduğu konusunda ise birşey söyleyemeyeceğim.
Pes 2009′da en çok baş ağrısı yaratan konulardan biri de yapay zeka kontrolündeki savunma oyuncularının kafasına göre rakibe kayması ve penaltıya sebep vermesiydi. Özellikle şut feykine sazan gibi atlayan yapay zekayı Pes 2010′da göremeyeceğiz. Sanıyorum ki bu konuda şikayet gelmiş olacak ki kendi takımınızda yapay zeka kontrolünde olan oyuncular kafalarına göre kayarak müdahele yapmıyorlar Pes 2010′da.
Pes 2010′u kısa süreli oynama şansı elde ettiğimizden dolayı oyun hakkında görüş bildirirken söylediklerimizi % 100 doğru olarak kabul etmemenizi tavsiye ederiz. Yani bu yazıda kendi izlenimlerimizi yazdık, siz oyunu oynarken çok daha farklı şeyler farkedebilirsiniz. Oyun zaten % 80 oranında hazırdı, tamamlandığı zaman birkaç nokta farklı olabilir. Bir de merak edenler olacaktır, yaptığımız maçlarda hem yapay zekaya karşı hem de başka oyunculara karşı oynama fırsatımız oldu, her ikisini de denedik.
Son söz olarak Pes 2010 oynanış olarak oldukça değişmiş olarak raflarda yerini alacak. Grafiksel olarak da gözle görülür değişiklikler barındıran Pes 2010′da lisans olarak da geliştirmelerin olması sevindirici. Pes 2009′da alınan Şampiyonlar liginin lisansından sonra Uefa Avrupa Liginin de resmi lisansını satın almış Konami. Ayrıca Gamescom’daki demoda maçı oynadığımız stadyum Anfield idi. Buradan Liverpool’un sahasının da resmi olarak oyuna katıldığını görmüş olduk. Kısaca daha gerçekçi, daha farklı bir Pes 2010′a hazır olun. Yapımcıların söylediği değişim hikayeden ibaret değil, gerçekmiş.
Oyun Videosu:
Sistem Gereksinimleri:
İşletim Sistemi: Windows XP SP3, Vista SP1
İşlemci: Intel Pentium 2.4 Ghz Core 2 Duo 2.0 Ghz ya da Athlon 64 X2 Dual Core 4000+
Ekran Kartı: 128 MB (Pixel Shader 2.0 destekli) ATI Radeon HD 2400 ya da nVidia GeForce 7900 GT
RAM: 2 GB
8 GB sabit disk
İndirme linkleri için buraya tıklayarak küçük text dosyasını indirin. Dosya içerisinden indirme linklerine ulaşabilirsiniz.
Oyun »
Uzun süredir beklenen iki futbol oyunundan ilk çıkan Fifa 10 oldu. Bilgisayar kullanıcıları için malesef hayal kırıklığı yaratan fifa 10 böyle giderse kısa zaman içinde pc konsolu için futbol oyunu üretmeyi bırakacak. PS3 ‘te baktığımızda son derece farklı olan oyunu bilgisayar içinde aynı kalitede beklerdik fakat her zaman beklentilerimiz kaşılanmıyor.
Bunca yıl tekelinde tuttuğu piyasayı, PES 3’ün çıkmasıyla birlikte Konami’yle paylaşmaya mecbur kalan EA, son zamanlarda takip edilen değil, takip eden taraf oldu. FIFA gibi bir efsanenin her sene PES karşısında eğilmesi, EA Sports’un utanması gereken bir durum. Ancak utanmak yerine onlar daha da umursamaz hale geliyorlar.

Özellikle FIFA 2005 ile birlikte sürekli kendini tekrar eden seri, geçen yıl bir takım yeniliklerle piyasaya çıkmıştı. Şahsen EA’ya inanıyordum, bir gün mutlaka geri dönüş yapacaklarını bekliyordum, ama elimde bulunan FIFA 10’a bakıyorum da, umudumu kestim artık. Geçen yılki oyuna eklenen bir iki ufak yenilik ve yeni transferler FIFA 10’un FIFA 09’dan farklı olan özellikleri. FIFA 09 incelememi okuyanlar kusura bakmasınlar, neredeyse aynı olan başka bir yazıyı okumuş olacaksınız…
Let’s FIFA 09, Pardon FIFA 10 (!)
‘EA Sports, it’s in the game’den sonra sizi Rooney karşılıyor, daha sonra bilindik işlemler ekrana geliyor. Önce profilinizi oluşturuyor, favori takımınızı seçiyorsunuz. Takımlara ait bilgileri de görebiliyorsunuz, hangi yılda kurulmuş, en büyük rakibi kim, en iyi oyuncuları kim, bunların cevapları bilgilerde gözüküyor. Ekranın sağında profilinize ait maç kayıtları tutuluyor, kaç maç yaptığınız, kaçını kazanıp kaçını kaybettiğiniz, kaç sarı ve kaç kırmızı kart gördüğünüz, hangi dakikalarda daha çok gol attığınız kayıtlarda mevcut.

FIFA’nın PES’e karşı her zaman üstün olduğu yeri biliyorsunuz; lisans konusu. Ulusal liglerin sayısı arttırılmış, Meksika’dan tutun Avustralya’ya kadar birçok ülkenin ligi ve takımları bulunuyor, Turkcell Süper Ligi de tabi. Her takımın neredeyse bütün oyuncuları da oyuna dahil edilmiş, kadrolar oldukça geniş. Birçok oyuncunun suratları, gerçeğine benzetilmiş veya benzetilmeye çalışılmış. Gerçi Lampard gibi bir yıldızın aslıyla hiç alakası olmayan bir yüze sahip olması, ki FIFA 09’da gerçeğine benzer bir suratı vardı, Henry’nin ten renginin Essien’inki kadar koyu olması, tuhafıma gitmedi değil.
Aslında FIFA 10’dan gerçekten umutluydum, en azından serinin oynanabilirlik yapısına köklü değişiklikler getirilmiştir diye düşünüyordum. Ama yaptığım ilk maçta daha devre arası olmadan saçlar döküldü, kel göründü. Futbolcuların kontrolü hala tam anlamıyla oyuncunun elinde değil, pas alışverişlerinde, top kontrollerinde, ikili mücadelelerde bu hisse kapılıyorsunuz. Neyse ki artık tek pas yaparken ve topun gelişine şut çekerken sıkıntı vermiyor yapım.

Pozisyon çeşitliliğinde özürlü olan FIFA serisine son oyunumuzda katılıyor maalesef. Maç içinde aynı pozisyonların kendini tekrar ettiğini görmek, oyundan soğutuyor insanı. Kalecilerin kurtarış animasyonları da bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda. Kaldı ki kendilerine bir beyin koymayı yine unutmuş yapımcılar. Artık çizgi kalecisi değiller ve rakiple birebir kaldıklarında açılıyorlar, fakat bazen topa doğru değil dümdüz ilerliyor, bazen de topa doğru ilerlerken rakip şut çektiğinde sadece izliyor ve hamle yapmıyorlar. Sadece kaleciler değil, diğer oyuncular da sorunlu. Her futbolcu bulunduğu mevkisine yapışıp kalıyor, hücum ederken sağ ve sol bekler kanatlardan bindirmiyor, orta saha oyuncuları gerekli desteği vermiyor ve forvettekiler yalnız kalıyor.

22 kişiyi bir araya getirip, hava vurmayı unuttukları topu onların önüne koymak da EA’nın göze batan huylarından biridir. Meşhur balon diye tabir ettiğimiz top yerli yerinde sizi bekliyor, ne çektiğiniz şuttan, ne de açtığınız ortadan keyif alacaksınız. Ara pasına da çözüm getirilmemiş, oyuncular doğru yerlere kaçmıyor, kontrol ettiğiniz futbolcu topu doğru noktalara ulaştıramıyor. Uzaktan çektiğiniz şutlarında gol olma ihtimali gereğinden fazla düşük, goller de aynı şekillerde meydana geliyor zaten. Çalım atabilmek eski oyunlara göre daha kolay, süratli oyuncular defans oyuncularını topla birlikte hızlı koşarak geride bırakabiliyor, teknik kapasitesi yüksek oyuncular hızlı bilekleri ile defansif hamlelerden kurtulabiliyor.

EA Sports son yıllarda FIFA’nın yapısını değiştirmek yerine, grafikleri yenileyip güncel transferlerle piyasaya sürüyordu oyunu. Bu sene görsel anlamda bir ilerleme kaydetmeyi bile çok görmüşler biz bilgisayar oyuncularına. Geçen seneki oyundan hiçbir farkı yok neredeyse, bazı detaylar eklenmiş sadece. Yan hakemler eğitim almış, ellerindeki bayrakları kullanıyorlar, orta hakem ise sadece koşturuyor. Seyirciler konusuna hiç girmeyeceğim, maketlerin nesinden bahsedeyim. PES’te korner bayrakları rüzgardan dolayı hareket ediyor, fakat FIFA’ya böyle bir detayın eklenmesi için birkaç yıl daha beklemek zorunda kalabiliriz. Formalar da plastik kalıp şeklinden kurtulamamış.
Maketten seyircilerin sahada olup bitene karşı tepkileri oldukça gerçekçi, yapılan tezahüratlar, hakeme karşı verilen tepkiler çok iyi hazırlanmış. Maçın son dakikalarında top rakip takıma geçerse müthiş bir ıslık akımı oluşuyor tribünlerde. Oyundaki müzikler de her zamanki gibi başarılı, yapımcıların önem verdiği nadir konulardan biri zaten FIFA’da. Yapay zeka genel itibariyle vasat, en zor seviyede oynasanız bile rakip oyuncular tuhaf davranabiliyor, mesela ceza sahası içindeyken bir anda topu geri gönderebiliyorlar, kalecilerden zaten bahsetmiştim. ‘Be a pro’ modunda ise durum daha vahim, ona daha sonra değineceğim.

‘Manager Mode’
Oynadığınız maçlardan keyif alamayacak olmanız muhtemel bir sorun, yapımcılar da bunun farkında olduğundan menajerlik modunu daha detaylı hazırlamış ve geliştirmişler. Karakterinizi oluşturup istediğiniz bir takımın başına geçiyorsunuz. Sezon öncesin de sponsorluk anlaşmaları imzalıyor, hazırlık maçları düzenliyor ve transferler yapıyorsunuz. Yapabileceğiniz transferler gerçekçilik sınırlarından öteye geçemiyor, büyük bir futbolcuyu küçük kulüplere getirmek çok zor işin içinde uçuk rakamlar olsa bile, takımıyla özdeşleşmiş oyuncuları da yerinden ayırmak kolay değil. Önce kulübünü, daha sonra futbolcuyu ikna etmeniz gerekiyor.

Eğer yönetimin size sunduğu bütçe kısıtlıysa, gelir elde etmek için oyuncularınızı satabiliyorsunuz. Düşük maliyetlerle kadro oluşturmak için genç oyuncular yetiştiriyor, koçlarınızı farklı ülkelere yollayıp uygun fiyata kaliteli oyuncu bulabiliyorsunuz. Sezon başladıktan sonra yapmanız gereken tek şey yönetimi memnun etmek, yoksa kendinizi kapının önünde bulursunuz o kadar emeğinizden sonra. Maçları görsel simülasyonla takip edebiliyorsunuz, isterseniz hızlı simülasyon sayesinde sadece sonuçları alabilirsiniz. Eğer oyuncularınıza güvenmiyorsanız maçı kendiniz de oynayabiliyorsunuz, ‘menajerliğin ne anlamı kaldı?’ sorusuyla beraber.

‘Be a Pro’
FIFA 08’le birlikte seride yerini alan ‘Be a Pro’ modu, geçen seneye göre birkaç yenilik barındırıyor. Her zamanki gibi ilk olarak bir oyuncu oluşturuyor veya gerçek bir futbolcu seçiyoruz kendimize. Amacımız sadece kulübümüz için ter dökmek değil, aynı zamanda milli takıma çağırılıp uluslararası platformda mücadele etmek. Kulübünüzdeki performansınıza göre vatandaşı olduğunuz ülkenin teknik direktörü, sizi kadroya alıyor, eğer çok istikrarı yakalarsınız ilk 11’de banko hatta ileride kaptan bile oluyorsunuz. FIFA 2010 Dünya Kupası’nda boy gösterme şansınız da var, oyuncumuzun asıl amacı orada bulunabilmek zaten.

Maçlardaki performansınıza göre ‘xp’ yani tecrübe puanı kazanıyorsunuz, her maçtan önce belirlenen oyuncu ve takım görevlerini yerine getirirseniz ekstra ‘xp’ elde ediyorsunuz. Bu puanlar oyuncunuzun seviye atlamasını sağlıyor, ayrıca yeteneklerini geliştiriyor. Oynadığınız mevkii için temel özellikleri kazandığınız puanlarla arttırabiliyorsunuz. Maç esnasında ekranın sağ üst köşesinde bulundan bar, yeşil ve kırmızı bölüm olarak ikiye ayrılmış. Yaptığınız olumlu hareketlerde yeşil bölüm genişliyor, hatalı pas, top kaybı, isabetsiz şut gibi faydasız fiillerde de kırmızı bölüm genişliyor. Bu bara göre maç sonunda 10 üzerinden puan alıyorsunuz.
Bu mod için özel konulan üçüncü şahıs kamera açısı, pozisyonlara göre yer değiştiriyor ve heyecanı arttırıyor. Kaleci ile karşı karşıya kaldığınızda bir anda ‘zoom’ yapıyor ve pozisyonu daha net görüyorsunuz. Ancak ben bu kamerayla pek rahat edemedim açıkçası, sınırlı görüş alanı ve oyuncunun kontrolünde yaşanılan sıkıntılar nedeniyle çok da kullanışlı değil.

‘Be a Pro’nun en zayıf noktasından da bahsedip kapatalım bu bölümü. Bu modun yapay zekası, oyunun diğer bölümlerinden çok farklı. Mensup olduğunuz takımın oyuncuları kabiliyetlerini sahaya yansıtamıyorlar, siz olmadan kendi başlarına bir şey üretmeleri neredeyse imkansız. Sizin takımınızdan zayıf olan takımlar bile şiir gibi futbol oynayıp kaliteli ataklar geliştirirken, takım arkadaşlarınız çaresizce sizin elinize bakıyor. Defans oyuncuları riskli bölgelerde çalım atmaya çalışıyor, ilerideki arkadaşlarınız rakip oyuncuların içinden geçerek gole gitmeyi planlıyor. Takım kaptanı olmasanız bile, her sözünüzü dinliyor, nereden pas isterseniz isteyin atmaya çalışıyorlar. Ha bir de takım kaptanı olduğunuzda, oyuncu ve taktik değiştirebilme yetkisine de sahip oluyorsunuz, ne alakaysa artık…
Bu modların dışında geçen seneden bildiğiniz ‘online’ ve interaktif ligler bulunuyor. Sıralamalı ve özel maçlar, diğer oyuncularla sohbet etmek ve en iyi FIFA 10 oyuncularını görmek için ‘online’ bölümüne girebilirsiniz. 31 kişiye kadar birlikte oynayabileceğiniz bir ‘online’ lig oluşturabilir, dünyanın dört bir yanındaki oyunculara karşı oynayabilirsiniz, eğer FIFA 10’u oynamayı düşünüyorsanız.

Maç Başlamadan Bitti
Yukarıda yazılan her şey FIFA 10’un PC sürümü hakkında, bunu söyleyelim de karışıklık olmasın. Malum konsol ile bilgisayar versiyonu arasında dağlar kadar fark olduğu için, yanlış anlaşılmayalım. EA Sports’un bu politikası bilgisayarda FIFA serisini öldürdü, ileride NBA Live gibi sadece konsollara çıkar belki. Ama biz bilgisayar oyuncuları EA’ya muhtaç değiliz çok şükür, hem Konami hem de 2K çok daha iyilerini çıkarıyor. Benim gibi ‘Nerede o eski FIFA 98’ler, FIFA 99’lar, 2000’ler, 2001’ler’ diyenler için iki parça bırakıyorum buraya ve başlıyorum PES 2010’u beklemeye…
http://www.youtube.com/watch?v=WryFTIkz1WU
http://www.youtube.com/watch?v=6AsyNuFAtz0
Distribütör: Aral
Fiyat: 49,98
Puan: 5/10
Kaynak: Pclabs
Oyun »
Colin McRae Rally serisini bilmeyen yoktur. İlk çıktığı andan itibaren neredeyse en çok oynanan, en çok beğenilen ralli oyunudur. Adını ilk çıktığı zamanların efsane pilotu Colin McRae’den alan oyun bir seri haline geldi ve her yıl yeni sürümü çıkıyor. Colin McRae oyununun en yeni versiyonu ise Colin McRae : Dirt 2. Dirt 1 ‘i oynayanlar çok beğenmiş ve dört gözle Dirt 2 ‘yi bekliyorlardı.
Pc için biraz daha beklemeleri gerekecek sanırım. Aşağıdaki inceleme PS3 için yapılmış. Yakın bir zamanda PC incelemeside gelecektir.
İncelemeye başlarken bu kadar çok Colin McRae’den bahsedip de CMR serilerine ismini veren ve bu ismi taşıyan oyunların kısa zamanda efsaneleşmesini sağlayan Colin McRae’yi şöyle bir anmadan olmazdı;
“5 Ağustos 1968 doğumlu McRae, ralli kariyerine 1986′da kullandığı Talbot Sunbeam ile başladı. İskoç Ralli Şampiyonası’na düzenli olarak katılan McRae, hızı ve ilgi çekici sürüş tarzıyla ismini duyurdu. Sürüş stili, idolü olarak gördüğü ünlü Finlandiyalı ralli pilotu Ari Vatanen ile kıyaslanmasını sağladı. McRae kısa sürede önce bir Vauxhall Nova, daha sonra bir Ford Sierra XR 4×4 kullanmaya başladı. Dünya Ralli Şampiyonası’nda (WRC) ilk kez ortaya çıkması 1987 İsveç Rallisi’nde kullandığı Nova ile oldu. 1989′da ise aynı yerde kullandığı Sierra ile genel sıralamada 15.’liği elde etti. Daha sonra aynı yıl Yeni Zelanda Rallisi’ni arkadan itişli bir Sierra Cosworth ile genel klasmanda beşinci sırada bitirmeyi başardı. 1991′de Colin, Prodrive Subaru takımına İngiltere Ralli Şampiyonası için katıldı. 1991 ve 1992′de iki kez şampiyon oldu. 25 ralli kazandı, 42 kez de podyum gördü.
2007 yılında talihsiz bir helikopter kazasında oğlu ve aile dostları ile birlikte hayatını kaybetti”.
Colin McRae’yi tanımayanlar için bir video eklemek istedim. Bazı ralli meraklılarının kendisini “ölümüne” gidişi ve bu yüzden sağlam kazalar yapması nedeniyle “Colin McCrash” diye isim taktığı da söylenir… Iron Maiden – Fear of the Dark (live) eşliğinde derleme video:
Bir de CMR oyunlarına eklenen efsanevi ses: Nicky Grist co-pilotluğunda araç içi kameradan etap videosu… CMR oyunlarında Nicky’nin “jump..maybe…” sesini uzun süre arkadaşlarla “jump baby” diye anlayıp daha sonra buna baya bir güldüğümüzü de unutmam.
Size oyun içinden görüntüler içeren bir video koymayı da ihmal etmedik;
Durmak yok, gazlamaya devam!
Oyuna ilk olarak Subaru Impreza ile başlıyoruz. Aslında bu aracı Subaru’nun WRC çıkartmaları ile görmek isterdik ama oyunumuz artık WRC’den çıkıp başka bir yöne gittiğinden, öyle yapmamışlar. Hatta Colin McRae ölünce, Codemasters yeni pilotu WRC’den seçmek yerine Amerika’ya gitmeyi tercih ederek, Ken Block’u bünyesine katmış. Artık yeni adamımız Ken Block. Şaşırtıcı biçimde Amerika’dan çıkmış bir pilot ve “çaylak” olmasına rağmen kısa zamanda rallilerde dikkatleri üzerine çekmiş bir isim. Amerika’dan çıkmasına şaşırıyorum çünkü onlar genelde Nascar, Indy vs. gibi pist yarışlarına ve düz yolda gazlamaya meraklılar. Ayrıca dünyanın en saçma sapan kazalarını yapan ve otomatik vitesten başkasını kullanamayanlar da yine Amerikalılar olduğundan, Ken Block gibi bir isme iyice şaşırıyorum.

Herneyse, Dirt’e geri dönersek… Evet ilk Dirt’e dönelim… İlk CMR:Dirt oyunu çıktığında bazı ralli meraklıları ve serinin daha önceki oyunlarını oynamış olanlar beğenmedi. Çünkü CMR 1, 2, 3, 04 ve 05′te sürüş fizikleri durmadan değişti ve Dirt’te de bozuldu. En çok beğenileni 2′deki fiziklerdi, gerçi ondaki aracın kayma tepkileri abartılıydı ama iyiydi, 3′te fena halde bozdular, birçok kişi beğenmedi, 04′te yine düzelttiler, 05′te de bu çizgiyi korudular. Bu CMR’ler WRC tadında ve WRC etaplarını içerirken Codemasters başka bir alana da el atmak istedi ve DIRT’i çıkardı. Ancak bu oyunun sürüş fizikleri gerçekten çok kötüydü. Toprakta frene basınca cart diye aniden duran ralli otomobili mi istersiniz, virajları frensiz dönmeyi mi? Fazla arcade olmuştu anlayacağınız. WRC’den çıkıp Amerikalıların daha çok sevdiği “Buggy ve Baja” tipi yarışlar, 4×4 büyük jiplerin katıldığı zorlu toprak yarışları içermesi güzeldi. Hatta kamyonlar bile vardı. Fakat tüm bunlar oyunu kurtaramadı ve ilk DIRT çok fazla ses getiremeden yokolup gitti. Anca benim gibi ralli severlerin arşivinde bulunuyor.
DIRT2 ile Codemasters ilk oyunda yaptığı hataları tamamen düzeltmiş görünüyor. Sürüş fizikleri gerçekten çok başarılı. Ralli etaplarını oynarken kendimi elden geçirilmiş ve yenilenmiş bir CMR 04 ya da 05 oynuyormuş gibi hissettim.
Kirli bir tur olacağı belli…
TIRT değil, DIRT!!…
Oyun her anlamda çok sağlam olmuş. İçerik, grafik, müzik, ses, hiçbir eksik yok.
Oyuna birçok yapımda olduğu gibi kısıtlı imkanlarla başlıyorsunuz, “gel seni bi deneyelim” diyorlar, durmadan birinci olmaya başlayınca “vaay sende iş varmış, al sana şu kadar ödül, al sana yeni araçlar” diye geldikçe geliyor sonrasında… Oyunun kariyer seçeneğini seçtiğinizde uzuuuunca bir oynanış süresi sizi bekliyor. Normal planlı yarışlar haricinde yarış kazandıkça size meydan okuyan, “gel şurada yarışalım, yersenn” diyen rakipler, sizi bir sürü değişik yarışın içine çekiyor. Bu bir sürü değişik yarışta bazen sizi salt eğlenceye sürükleyenler de var, örneğin bir ralli etabında yol boyunca tek tek dizilmiş kutucuklara çarpıyor ve her çarptığınız kutu için 2-3sn’lik ek zaman alarak zamanınız bitmeden bitişe ulaşmaya çalışıyorsunuz. Normalde bazı oyunlarda bu tip “arcade” öğelerine “amaaan bu oyunda ne işi var yahu, olmamış” diye burun kıvırırım, DIRT2′de ise bu çok güzel bir biçimde yapıma yedirilmiş. Arcade gibi ilerleyip, simülasyon tadında araç kullanabiliyorsunuz. Bu da oyunun uzun vadeli ve sürükleyici olmasını tetikleyen en büyük etkenlerden biri.
Buggy’ler, dev jiplerle çöl benzeri etaplarda yarışlar, ralli araçlarıyla etaplarda zamana karşı yarışlar, özel hazırlanmış pistlerde ralli araçlarıyla toplu halde yarışlar, ne ararsanız var. Ayrıca sahip olduğunuz araçlara ek paralar harcayarak “ralli kiti” vs. gibi kitler alarak aynı aracı başka yarış türlerinde de kullanılabilir hale getiriyorsunuz. Bunların haricinde değişik modifiye imkanları da mevcut, aracın dışındaki sponsor çıkartmalarını değiştirebilir, konsolunuza gözleri siz hoplayıp zıpladıkça dönen kurukafa gibi gırgır aksesuarlar koyabilirsiniz.
Gazla bakalım Ken!!
Grafikler ise şapka çıkarılacak vaziyette. Daha önce GRID’de de kullanılan EGO grafik motoru üzerinde çalışmalar yapılarak DIRT2′de de kullanılmış. Kokpit tasarımları, araçların modellemeleri, toz toprak efektleri, her şey çok güzel yapılmış. Araç içi kamerada bir ralli etabında su birikintisinden geçin ve ön camın ıslanması ve akabinde sileceklerin çamurlu camı silmeye çalışmasını ağzınız açık seyredin. Bunun bir videosu vardı ve daha oyun çıkmadan “yuh bu nasıl bir şeydir böyle?” demiştim, ancak bir türlü o videoyu bulamadım. “Ne var bunda?” diyebilirsiniz ama bu olayın şu zamana kadar hiçbir oyunda başarılamamış bir görsel olduğunu söylemeliyim. Ayrıca yine bu içinden geçtiğimiz suyun dalgalanması ve gerçekçi bir şekilde araçla geçerken sağa sola sıçraması çok güzel yapılmış.
Birbirinden güzel ralli araçları haricinde bu canavarlar da bizim olabilecek
Müzikler, araçların sesleri, hasar, çarpma, taş toprak sesleri artık Codemasters’ın uzmanlık alanı olduğundan, bunlarda hiçbir eksik yok, o kadar yarış oyunu tecrübesinden sonra bunların kötü olması beklenemezdi zaten. Oyunun hemen başında kullandığınız Subaru Impreza’nın da motor sesinin gerçeğine çok yakın olduğunu da belirteyim, dikkatli kulaklar Boxer’ın sesini yakalayacaktır. Menülerde güzel parçalardan oluşan bir liste çalıyor, oyun içinde ise ben müzikleri kapatıyorum. Yarış oyunu oynayıp da motor, araç ve yola ait sesleri müzikle karıştırmak bana hiçbir zaman doğru gelmemiştir.
Oyunda güzel bir yapay zeka da sizleri bekleyenler arasında, sizi çoğu zaman sağlam bir şekilde zorluyorlar. Kendi kendilerine kaza yapıyorlar, birbirlerini zorluyorlar, ne ararsanız var. Arada sürücüler kendi aralarında konuşuyor. Örneğin bir yarışta ikinciyim ve Ken Block önümde tüm gruba fark atmış durumda, diğer araçların birinden “Ken’i gören oldu mu?” diye bir ses geliyor ve hırs yapmış giderken birden gülümsemeye başlıyorsunuz. Tabi bazen takım arkadaşlarımız da bize tavsiyelerde bulunup bizi gaza da getirmeye çalışabiliyorlar. Ya da etapta tam gaz giderken bir taşa çarpıp yola devam edebildiğinizde co-pilot’unuz “bişey yok bişey yok devam et” diyor, ya da çok fantastik hareketler sonucu hala yoldaysanız “what a drive!!!” diye tepkisini dile getiriyor.
Ancaaak diğer yarışçılarla en büyük zevk nasıl çıkar? Tabi ki online olarak… Şu sıralar Shift’in online’ına sarmış vaziyetteyim ancak DIRT2 de çok güzel bir deneyim sunuyor, kesinlikle denenmesi gerekli. Codemasters burada da tecrübelerini konuşturuyor ve EA gibi o da başarılı bir multiplayer’a imza atıyor. Bir ara bizim Thrall’la denk gelebilirsek onunla da kapışacağız.
“Ken aabi yapma gözünü seveyim, anammm, oiiiyyyyyyy”
Selaaaaaam Dur!
Codemasters yine durup durup turnayı gözünden vurmuş diyebiliriz. İlk oyunda yaptıkları hataları iyi bir biçimde düzeltmiş ve “kusursuz” denilebilecek bir oyun çıkarmışlar. Oyunun hiçbir eksiğini göremedim desem sanırım doğru olur. Hele bir de güzel bir direksiyon setiniz varsa, bu oyunu mutlaka onunla oynayın. PS3′te gamepad ile de oynanıyor ancak hiçbir şey direksiyonun yerini elbette tutamıyor. DIRT2, artık “rahmetli” diyeceğimiz Colin McRae’nin anısını güzel bir şekilde yaşatacak ve ismine yaraşır bir yapım olmuş. Ken Block için ise iyi bir fırsat, bakalım o da Colin McRae gibi yıllar içinde efsaneleşebilecek mi, bunu zaman gösterecek.
Puan: 9/10
Oyun »
Pes 10 ( Pro Evolution Soccer 2010 ) oyununun çıkmasına sayılı günler kaldı. ( 23 Ekim 2009 ‘ da raflardaki yerini alacak. ) Oyunun demosunu oynayanlar son derece memnun kalmıştı. Pes 10 demosu için daha önceki yazımnızı ( Sonunda Pes 10 Demo Çıktı | Pes 10 Demo İndir ) inceleyebilirsiniz.
Pes 2010 un çıkmasına az kaldı demiştik. Konami, oyuncuları daha da heyecanlandırmak için yeni görüntüler yayımlamaya devam ediyor. Yeni görüntülerde oyuncuların yüz detayları belirtilmiş. Dikkatli baktığımızda tüm oyuncular neredeyse bire bir benzetilmiş. Fifa 10 ‘un bilgisayar versiyonu ile karşılaştırdığımızda aralarında dağlar kadar fark var.
Aşağıdaki resimlerden oyuncuların yüzlerindeki detayları inceleyebilirsiniz. Milli takımlar bazında, italya, ispanya, Almanya ve Fransa bulunuyor.
Oyun »
Uzun zamandır beklediğimiz Pro evolution socer 2010 ( Pes 10 ) oyununun demosu sonunda yayımlandı. Pes 10 demosunda sadece Free Match yani hazırlık maçı yapabiliyoruz ve Barcelona ile Liverpool takımları ile birkaç takım daha var. Arkadaşlarınızla karşılıklı oynuyorsanız size bu takımlar hayli hayli yetecektir.
Oyunun tam sürümü ise 22 Ekim’de raflarda olacak. Bu tarihte internetede düşecektir. Türk halkı olarak orjinale karşıyız diyebiliriz. Bu nedenle internetten oyun indirmek hepimizin işine geliyor.
Pes 10 demo versiyonunu indirmek için aşağıdaki bağlantıya tıklayabilirsiniz. Açılan sayfada server seçerek en hızlı şekilde bilgisayarınıza kaydedip oyunun tadına bakabilirsiniz. Tekrardan hatırlatalım oyun sadece bilgisayarlar içindir.







